Powered by Blogger.

Bir Elektrik Mühendisinin Serzenişleri


Geçenlerde eve gelememek için isyan eden Bıdıkovski'mi parktan almaya gidiyorum. Yolda yüzyıldır görmediğim eski bir arkadaşla karşılaştım. Tabi merak var hepimizde. "Napıyosun şimdi? Nerde oturuyosun? Ne iş yapıyosun?" Hep kim daha adam olmuş anlamak için sorulan şeyler. İlginç bir sidik yarışı. Ben hiç adam olamadım, o ayrı bir başlığın konusu. Dedim "elektrik mühendisiyim işte ben de, proje hazırlıom". Böyle büzük ağızla pörtleyen gözlü bi ifade vardı karşımda. Ağızdan tam tezat olarak dökülen "ah, ne güzel". Öncelikle büyütcek bir şey yok, mühendis oldum, uzaya füze atmıyorum. Zaten boş füzeyi ne atıyım? Matematiği iyi olan tüm çocuklar olabilir. Şu memlekette acımasız iki sınavı başarıyla vermekten geçer mühendislik fakültesine girebilmek.

Sonra düşündüm, şu zamana kadar bana söylenenleri, sorulanları, aslında kimsenin ne yaptığıma dair en ufak bir fikri yok. Hiçte öyle çok aksiyonlu bir şeyler değil sandığınız gibi. Ne baretim, ne çelik burunlu botum var. Sanıldığı gibi bütün mühendisler şantiye de çalışmıyor. (Tüm günüm şu iki ekranın önünde geçiyor mesela) Gitmem gerekince birileri "al giy şunu diye" ödünç veriyor.


Tüm aile ve dostlarım beni zaman zaman elektrikçi sanıyor... ya da bir çeşit elektronik mühendisi. Elektrik kesildiğinde, televizyon arızalandığında, ampuller patladığında "Sen elektrik mühendisi değil misin? Neden 'buraya elektrikle çalışan her hangi bir şey gelebilir'i tamir etmiyorsun?" diye sordukları oldu. Gençler şu noktada belirtmek isterim ki, sırf elektrikle çalışıyor diye her şeyin nasıl tamir edildiğini bilemem. Ayrıca daha önce hiç elektrik tesisatı çekmedim. Dilerseniz ilgili standartta bu hususta neler gerektiğini, kullanmanız gereken kablo kesitini, bir devreye kaç priz bağlayabileceğinizi söyleyebilirim. Ama elektrik kesildiğinde jeneratör kurmak gibi bir yeteneğim ya da ekipmanım yok. Kibritim var, mumlarınızı yakabilirim.

Evet İngilizce ve raporlama derslerinde öğrendiklerimi matematik ve fizikte öğrendiklerimden çok daha fazla kullanıyorum. Yanlış anlamayın. Elbette o zalim dersleri geçmeden mühendislik diplomanızı vermiyorlar. Ama tüm gün karşımdaki beyaz duvarın önünde, müşterimden, müşavirimden, ekip arkadaşlarımdan gelen emailleri okuyorum, onlara emailler yazıyorum. Ya da şartname okuyorum/yazıyorum. Ya da telefonda konuşuyorum. Masamda bir hesap makinesi bile yok. Ya da mesela projelerimi tasarlarken hiç kalkülüs kullanmadım. Arc flash hesabı yapılırken kullanılan integralları gördüm, korktum ve bu hesabı benim için yapan programa her seferinde minnet duyuyorum.

Elektrik ve makina mühendisleri sürekli birbirine sallarlar. Ama etrafta bir inşaat mühendisi varsa hemen birlik olup, onlarla uğraşırız. Tabi mimarlarla uğraştığımız kadar değil... Onlarla uğraşırken inşaat mühendislerini bile aramıza alırız. Uçan çatı da neymiş!

Her şeyi her zaman en son biz öğreniriz. İnşaatcılar sahayı hazırlar. Mimarlar binayı planlar. Makinacılar pompalarını/fanlarını tasarlar, binanın istediği yerlerine koyarlar. Elektrik mühendisleri ise elde kalan minicik odalarına panolarını, trafolarını sığdırmaya çalışır, binayı yaşanır kılan her şeyi besleyen devreleri tasarlamak için göbek çatlatır, yol vermeyen saçma mimaride dağıtım yapmak için takla atar.

Her neyse işte her şey birbirine bağlı. Çoğu zaman tasarıma başlayabilmek için herkesi beklememiz gerekir. Hep en son biz.

Elbette iş gereği seyahatlerim oluyor, değişik ülkeler görüyorum. Ama hiç bir zaman yeri de ben seçmiyorum, planı da ben yapmıyorum. Ne hikmetse bana hep endüstriyel tesislerle denk geliyor. Seyahatlerim genellikle ya dağ başına oluyor, ya da çok yoğun oluyor. Özetle, Ürdün'e gidip, Petra'yı görmeden geldim. Tüm şehri iki saatte toplantı arası görebilmek için, şu aptal tur otobüsleriyle Roma'yı gezdim.

Herşeyin çok farkındayım. Olmasamda olcak şeylerin bile farkındayım. Zaten detaycı olan gözlerim en abuk detayları yakalamaya başladı. Mis gibi nisan havasında yürüyüş yapmak bazısı için, mis gibi nisan havasından ibaret olabilir. Benim için aydınlatma direklerindeki sigorta kutularından, yerdeki manhole kapaklarından, saçmasapan bir şekilde kastamonu evi gibi boyanmış trafolardan, zaman zaman hala koca başkentte (!) havai hat görmeye şaşırmaktan ibaret. Bir de bunları bıdırdanmam var cabası olarak. Ablam son uçak seyahatimizde ona sürekli taxiyolu ve pist aydınlatmasından bahsettiğim için boğazımı sıkmamak için kendini zor tuttu.

Böyle işte...

Sevgiyle kalın...

(Yalnız olmadığını bilmek ne güzel)

6 comments

  1. blogumdaki son yazıma bir bakabilir misin lütfeeen :)

    ReplyDelete
  2. blogger derneği
    blog atlası
    blog/yayın paylaşımı
    bloglu yorum

    bu gruplara gir tamam mı.
    gircem de işte onaylarım.

    o gruplara da yazılarını koyabilirsin.
    hem daha çok kişi tanırsın hem de kendini tanıtmış olursun işte.

    :)

    ReplyDelete