Powered by Blogger.

Featured Slider

Showing posts with label On life. Show all posts

Bir Annenin Duaları

Allah'ım,

Dolmuşa, otobüse bindiğinde, dolmuşta kalan son yolcu olduğunda, şu kuralsız trafikte karşıdan karşıya geçmeye çalışırken, havuz kenarlarında yürürken, asansöre iner binerken, karanlık sokaklarda evine doğru yürürken, mesai çıkışı ıssız otoparklarda arabasına ilerlerken, evine internet bağlantısını kontrol etmek bahanesiyle gelip ona zarar vermek isteyeceklerden, gözü dönmüş cani koca sıfatlı yaratıktan, cehaletten, toplumun tabularından, özgürlüklerine, bedenine, ve tercihlerine müdahale etmeye çalışacak bir devletten güzel kızımı koru ve kolla. 

Bıdıkovski'm çok güzel ve dingillere papuç bırakmayacak kadar özgüvenli olsun. Çünkü fırsatçının gözüne takılan güzelliği değil güvensizlikleri ve çekingenlikleri olacaktır.

Onu tüm kötülüklerden ve kendimden de koruyabilmek için bana güç ver. Hatırlıyorsundur, doğduğu gün kendime söz vermiştim, O'nu asla olmasını istediğim insan olmaya zorlamayacaktım. Bu sözü de bana hep hatırlat...

Annesi ve babasının onu koşulsuz sevdiğini hiç aklından çıkarmasın. Kim ona ne yapmış olursa, başına ne gelmiş olursa olsun; utanmasın ya da üzüleceğimizden korkmasın. Gelsin anlatsın. 

Emmisi, dayısı, eşi, dostu, akrabası kim olursa olsun bir erkek cinsi tarafından asla ezilmemesi gerektiğini bilsin güzel kızım. Mümkünse sen buna mani ol lütfen.

Birileri ona Bonzai teklif ettiğinde, rahat yutabilmesi için üzümlerini ikiye bölen anne-babasını hatırlasın ve birasıyla takılmaya devam etsin.

Ve güzel Allah'ım lütfen dürüstlük, güven, inanç gibi saçma sapan Çince semboller ile o pamuk poposunu lekelemesin. Dövme yaptırmak istiyorsa, gerçekten onun için anlamı olan bir şeyler olsun.

Bateriyi istediği kadar yüksek sesle, kollarının tüm gücüyle, kalbinin ritmini dinleyerek coşkuyla çalsın ki, gerzek bir müzisyen özentisinin peşine düşmesin!

Barbi bebeklere ilgisi çok daha uzun sürsün, çocukluğu o kadar çabuk geçecek ki! 

O'nu oyunculuktan uzak tut ama finansa kadar da itekleme. Saatlerini kendi belirleyeceği, keyifle yapacağı,etrafı neşeli güzel insanlar dolu ama tiksinç plazalardan ve konuştukları garip dilden uzak, istediği zaman gidip ağaçlar altında oturup çalışabileceği bir işi olsun. O'na iş hayatının şirret kadınları ve yeni nesli asla kabullenemeyip, hazmedemeyen eskilerle başa çıkacak kadar sabır, ve tüm başarılarına rağmen kibirlenmeyecek kadar alçakgönüllülük ver. Nasıl bir kariyer seçer ki? Tıp? Hayır olmaz! Doktor egosu şu hayatta en nefret ettiğim şey! Mühendis? Hayır hayır! Anne mesleği hiç olmaz! Allah'ım lütfen bunu yapmama engel ol! Lütfen!



Bir gün anne olmayı seçerse, sabahın 4.30'unda elini bırakırsa uyanacağını bildiği için bebeğinin beşiğin kenarındaki sandalyede uyuklarken, annesinin de O'nun ne kadar muhteşem olduğunu ve minik ellerine ve ayaklarına bakarken Senin ne kadar harika olduğunu düşündüğümü bilsin. 

Allah'ım bu muhteşem varlık için sana sonsuz teşekkürler!

Her şeyden önemlisi, hep mutlu olsun!

Amin!

Yeter!



Dün bir kez daha kendimi suçladım, kahroldum. Benim masum yavrum böyle iğrenç bir dünyayı hak etmiyor.

Hiç kimse haketmiyor...

Her an onu pamuklara sarıp sarmalamaya çalışırken, sürekli başına gelebileceklerden endişe ediyorum. Minicik bir kız çocuğu, hayata 1-0 yenik başladı bile. Ona harika bir gelecek hazırlamaya çalışırken, onu nasıl koruyacağımı, nasıl güvende tutacağımı bile bilemiyorum artık.

Biz Ankara'da yaşıyoruz. Koskoca bir başkent! Gel gör ki ben Sıhhiye heykelinden öteye kavalyesiz geçmem. Artık sokakta gezen herkes şüpheli benim için.



"Çocuklarınıza çığlık atmayı öğretin" diyen sevgili bakan, Özgecan Aslan‘ın “çığlığını” duydunuz mu siz? Kızlarınıza çığlık atmayı değil erkeklerinize insan olmayı öğretin!

Tecavüzden hamile kalanlar doğuracak, devlet sahiplenecek. Kadınlar tecavüzcüleriyle evlenecek. Kadınların elleri kesilecek. Ve herkes susmaya devam edecek. Kimse görmeyecek, bilmeyecek. Karı koca arasına girmeyecek.

Biz sustukça şiddet artacak, biz sustukça biri daha ölecek.

Bu ülkede öldürülen, tecavüz edilen, taciz edilen, darp edilen kadınlar için hafifletici sebepler arayan, yaratan bir yargı sistemi var. Bu hükumetin başında kadının yaşamı, yatak odası, doğuracağı çocuk sayısı ve yöntemi hakkında ahkam kesen birileri var.

O üç çocuk nasıl güvende ve huzur içinde büyüyecek?

Lütfen yaşam özgürlüğümüz, en temel hak ve özgürlüklerimiz için susmayın artık! Artık buna karşı duralım ve adalet için sesimizi yükseltelim!

"Kadın karnına koca bir dünyayı sığdırdı. Ama siz kadını dünyanıza sığdıramadınız"...

Kural mı? Ha? Ne dedin? Alo alo?

Ankara'yı bilenler için belki daha anlamlı olacak ama şimdi bahsedeceğim kavşağın memleketin dört bir yanında bir çok örneği olduğundan eminim. Neden peki? Sözüm meclisten dışarı memlekette mal gırla çünkü!

İlker 1. cadde ile Sinan caddesinin kesiştiği noktada sözüm ona bir trafik lambası var. Hani kırmızı yanıyor duruyoruz, falan! Tanıdık geldi mi? Bir çoğuna gelmiyor nedense! O direkleri dekor olsun diye mi dikmişler oraya!



Özellikle dolmuş şoförleri mallıkta tavan yapmış durumda. Orada bekleyen onca insan eğlence olsun diye bekliyor sanırım. Yan tarafta halay çekiyoruz -10 derecede. Tabi dolmuşçuların eğlenceye vakti yok. Ucu viraj olan ve caddeye dönenin onları görmeyeceğini hiç düşünmeden, karşı istikamete geçip, devam etmekte hiç sakınca görmüyorlar. Bu sabah ışık yeşile döndüğünde ben sola dönmeye çalışırken, ışığın yeşil yanacağını hesap etmeden hızla arka solumdan gelip sağa dönmeye çalışan öküz gibi!

Kırmızı mı? Te heeeyyyy!

En ilginci bu sabah arkamdaki Tofaş Şahin'in kırmızıda durduğum için sinirlenip, gitmem için korna çalmasıydı.

Hepinizi her sabah polise şikayet ediyorum. Umarım ilerde çeviriyorlardır. Şikayet etmeyede devam edeceğim, siz insan olduğunuzu hatırlayıp (ki hala şüphem var) insan gibi davranana kadar.

İsteyen buyursun üzerine alınsın. Alınıyorsanız, aynı öküzlüğü siz de yapıyorsunuz. Alınma duygusu aslında bir utanmaya neden olduğu için çıkar ortaya. Umarım utanıp daha duyarlı davranırsınız. O kavşakta karşıdan karşıya geçmeye çalışan çocuklar, yaşlılar ve yayalarda var.

Hepsinden de geçtim, günümüzde madem herkes sevgili devletimiz önderliğinde çok dindar, yayaların, diğer araçların haklarını ihlal ediyorsunuz. Umarım cehennemde yanarsınız!

Çocuklarımızın daha uygar bir memlekette yaşaması ümidiyle!



Not: Evet üşenmedim, dün sabah kenara çekip bekledim.


Sonradan gelen edit:

Malum bu kırmızı ışıkta sağa dönüş olayının pratik olduğunu savunacak kankalar çıkacaktır ortaya (sola da dönüyorsunuz ya!!). Öncelikle siz kendinizi vahşi batıda kovboy sansanızda, biz Amerika'da yaşamıyoruz gençler!

Sonrasında buyrun, kurallardan alıntıdır:



Işıklı trafik işaret cihazları varsa:

  • Kavşağa yaklaşıldığını gösteren trafik işaret levhası görüldüğünde, sağa dönüş işareti verilir. 
  • Sağımızdaki ve arkamızdaki trafik kontrol edilerek, olabildiğince sağa yanaşılır. Hız azaltılır.
  • Kavşağa gelindiğinde kırmızı ışık yanıyor ve aksine hiç bir işaret yoksa, "hiç bir yöne hareket edilemez" kuralı anımsanarak, "Dur çizgisi"nin önünde durulur. 
  • Kırmızı ile birlikte sarı ışığın yanması, yolun birkaç saniye sonra trafiğe açılacağını belirtir. Bu durumda harekete hazırlanılır; ancak, kesinlikle hareket edilmez (sarıda feryat figan kornaya asılanlara selam ederim!). 
  • Kırmızı ve sarı ışık sönerken, yeşil ışık yanınca, harekete geçilerek, dar bir kavisle dönüşe başlanır. Dönüş sırasında, varsa, kurallara uygun olarak karşıya geçen yayalara ve bisiklet yolundan geçen bisikletlilere ilk geçiş hakkı verilir.

En son olarak da eklemeden geçemeyeceğim: Kurallara uymak sizi insanlıktan çıkarmaz aksine, insan olursunuz, duyarlı olursunuz.

Bir de trafikte kadınları sıkıştırmayın. Başkaları da sizin eşinizi, annenizi, kardeşinizi, kızınızı sıkıştırıyor hatırlayın! (Kadınların toplumdaki yerine ve çektiği cefalara olan sitemlerimi başka bir yazıda edeceğim).

Tekrardan, bir gün üstün medeniyet seviyesinde yaşayabilmek dileğiyle!